Nisan, 2009 Ayının arşivi

Nis 22 2009

Resim Mehmet İdareeder
Mehmet İdareeder

Çalışan Kadın, İstanbul Efendisini Sever

Genel kategorisindeki yazılar

 Ne kadar harika bir adam… Tam bir İstanbul beyefendisi…
Ne yazık ki köylüyüm. Nerelere saklansam?
– Efendi ol canımı ye! E mi?
Efendi olma şansım kalmadı galiba, nereni yiyeyim şimdi?

Akşam İdil Hanım için çıldırmaya yaklaşma anları yaşandı.

Aslında maçın 55. dakikasında, Galatasaray’ı bir taraftar olarak yalnız bırakırken… Hem de Nonda ve Lincoln dâhil on kişi… Hamburg karşısında benim de aklım başımda değildi. Nonda o golü kaçırdığında da normale yakın olduğum söylenemezdi.

Ne oldu da çıldırdık biz?

İdil, “Hazır annem buradayken tiyatroya gidelim, perşembe uygun musun?” diye sorduğunda; Galatasaray – Hamburg maçını hiç düşünmemiş olmam çok büyük bir talihsizliktir.

Oyuna birkaç gün kala “Ben maç izlemek istiyorum.” diye kıvırmaya kalkmam, haneme yazılan ilk eksi oldu. Hem maçı izleyip hem karnımızı doyurduğumuz köftecide, piyaza soğan istemem öfke bulutunu kabarttı İdil’in. Maç sırasında, kahvede arkadaşlarıyla erkek erkeğe maç izleyen biri gibi davranmam ise bardağı taşırdı galiba.

İlk yarı biter bitmez “Hadi gidelim!” emrini duydum.

Daha tiyatro oyununun başlamasına kırk beş dakika olduğunu söylediğimde, kendilerinin tiyatronun kapısında beklemeyi ve fuayede çay içmeyi çok özlediklerini öğrendim. Bu noktadan sonra yirmi – yirmi beş dakika kadar çok cesur hareket edip kendi fikrimde direttim.

Gişeden biletlerimizi aldığımızda maçın altmışıncı dakikası oynanıyor olmalıydı ve tiyatro oyununun başlamasına on beş dakika vardı. En az on dakika daha izleyebilirdim maçı.

Biz Kâğıthane’de otururken, yapımı başlamıştı kültür merkezinin. O zamanlar burada İstanbul Şehir tiyatrolarının çok güzel bir oyununu izleyeceğimi hiç hayal edemezdim. Proje tabelalarına konan resimler, bana göre eskiye özlemi ifade ediyordu ve gelecekle ilgili hiçbir umut barındırmıyordu.

Oyun başladığında İdil’e hâlâ rahat yoktu. Sahnede ölü gibi duran aşırı makyajlı oyuncular bana hiç de iyimser bir ileti göndermiyordu. Ama oyunun on beşinci dakikasında aldığım “1 – 1 bitti enişte.” mesajından sonra inanılmaz güzel sahne performansı izledim. (Salonun tıklım tıklım olduğunu söylemezsem, Hıncal ve kıl kankası Kılkan Haşmet’in vurgulanmasını arzu ettikleri popüler beğeni seviyesini ifade edemem.)

Danstan çok anlamam; ama tiyatro oyununun geleneksel renklerle, epik tiyatro anlayışından faydalanılarak inanılmaz güzel bir boyuta taşındığını söyleyebilirim. Müzikler, canlı performanslar muhteşemdi. (Olayı “muhteşem”den daha iyi anlatacak bir üst sıfat varsa ve ben onu kullanmadıysam, çok üzülürüm.)

Birinci perde bitince arada İdil Hanım’a sanırım yine ters bir şey söyledim ki dayanamadı:

“İnanamıyorum Mehmet! Dırdırsın!.. Kabasın!.. Kendine ve başkalarına saygın yok!.. Ağzın soğan kokarak tiyatroya geldin!.. Değer bilmezsin!.. Birinci perdede bu kadar eğlendin ve hâlâ bana bir teşekkür bile etmedin… Ben sana daha ne diyeyim?”

– “Perşembe günleri tiyatroya gelmeyelim. Geldiğimizde hep Sultanahmet Köftecisi’ne gidelim. Köfte soğansız yenmez ki?” diyebilirsin aşkım.

Köfteyi soğansız seven tüm çalışan kadınlar muhtemelen “İstanbul Efendisi”ni de çok seveceklerdir.

Yer bulabilmek için İ.B.B Şehir Tiyatroları’nın internet sitesinden rezervasyon yaptırabilir ve bilet alabilirsiniz:

http://www1.ibb.gov.tr/tr-TR/SehirTiyatrolari/

İdil öyle yaptı, kapıda kalmadık.

Şimdiden iyi seyirler.
Not:”Efendi ol canımı ye!”- Sözün aslının “Adam ol, canımı ye.” Olduğunu biliyorum. Denk geldi, böyle kullandık.

Mehmet İDAREEDER

mehmet.idareeder@gmail.com


 

[1] Bu yazı, 13 Mar. 2009 tarihinde www.calisankadinlar.com’da yayınlanmıştır.

 

[2] Sözün aslının “Adam ol, canımı ye.” olduğunu biliyorum. Denk geldi, böyle kullandık.

  

Henüz yorum yapılmadı

Nis 19 2009

Resim Mehmet İdareeder
Mehmet İdareeder

Koskocaman Bir Merhaba

Genel kategorisindeki yazılar

Çok ilginç bir güne rastladı ilk yazıyı yazmak: 8 Mart Dünya Çalışan Kadınlar Günü’ne…
Bu da bir tevafuktur, deyip devam edelim…

Senem ile tanıştığımız zamanlar bu site projesi, ıspanakta klorofil bile değildi. Henüz hiçbirimizde ADSL bile yoktu… Sonra wireless bağlantılarımız da oldu, çocuklarımız da… Senem’in “Çalışan Kadınlar” mail grubu da…

Duyduğumda galiba kıskandım. Evdeki “çalışan kadın” ile biraz da muzipçe “Ben de ‘Çalışan Kadının Kocası’ mail grubu kuracağım.” diye inatlaştığımı da hatırlıyorum. Senem’in o günlerde mail grubuna erkekleri kabul etmeyişi de beni bu inatlaşmaya itmiş olabilir. Nitekim bu isimle bir grup da kurdum, ama evdeki “çalışan kadın”ın etkili tehditleri sonrasında hiç üye kaydetmediğim grubum, bebek ölümleri istatistiklerindeki yerini aldı.

İnsanların cinsiyetlerine göre kamplaşmaları, cinsiyet kulüpleri oluşturmaları bir gizem yaratıyor sanırım… Kadınlar kahvehaneleri merak ederler ve “Biz de sizinle kahveye gelmek istiyoruz.” diye taciz ederler köy erkeklerini. Erkeklerin de en çok merak ettikleri ortamlar sıralamasında, bayan kuaför salonları oldukça üst basamaklarda yer bulur. Ben de gizli gizli eşimin elmeklerini bu gizem sebebiyle taciz ettim sanırım.

Senem siteyi yeniden yayına hazırladığı sırada uzun bir zaman diliminden sonra nihayet buluşma imkanı bulduk. Benden sitede yazmamı isteyince inanılmaz bir mutluluk duydum. Kaybettiğim düzenli yazma alışkanlığımı yeniden edinmeme yardım edecek bu sürecin beni çok eğlendireceğini de düşündüm. Ama kaybolan alışkanlıkları geri çağırmak, bel bölgemizde oluşan can simidinden kurtulmak gibi zor oluyor bazen. İlk yazıyı yazmak da ertelene ertelene bir pazar sabahına kadar sarktı.

Günün anlam ve önemine ilişkin alıntımızı yazmayı da unuttuk, üstat Erdem Beyazıt’tan:

“Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde
Limanlar gemileri nasıl beklerse
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar, sardın mı umut gibi”

Gerçi evde bekleme kısmı uymadı, ama çınar ve umut metaforları sebebiyle bu şiir 8 Mart Dünya Çalışan Kadınlar Günü için favorimdir.

İlk yazıda açığa kavuşması gereken sorular vardır:
1- Ben kimim?
“Çalışan Kadın”ın kocasıyım. Yakında kendisi de bu sayfalarda yazdıklarıyla var olacak sanırım.
2- Ne iş yaparım.
Mesleki anlamda eğitimciyim, ama asıl işim; çalışan kadına eş olmaktır.
3- Ne kadar başarılıyım?
İdare eder. Bir kadın kocasını eş olarak ne kadar başarılı bulabilir ki? İşte bu yüzden soyadım.
4- Hangi başarı öykümü anlatacağım?
Benim bir başarı öyküm olacaksa, eş ve baba olmamla ilgili olacaktır bu… Çalışan kadının kocası eş olmanın dışında nerede başarılı olabilir ki?
5- Adım?
Çalışan kadına eş olan Türk erkeğini temsil ediyorsam, adım da Türk erkeği için en çok tercih edilen isim olmalı: Mehmet.
6- Yazma aralığım ne olacak?
Buna tam olarak karar vermedim, ama mümkün olduğunca sık yazmak istiyorum. En kötü ihtimalle her hafta bir yazı… İşimin ve eşimin izin verdiği ölçüde bu aralığı daraltırım.
7- Neden yazacağım? Ben yazmazsam ne eksik olur?

Buranın kadınlar kulübü olmasına gönlüm razı olmadı. – Ayrıca erkek üyelerin varlığından da haberdarım. – Belki feminist rüzgar esecek bu sitede, ama en azından post-feminist olsun esen rüzgar. Hatta bu rüzgara nefes verme olasılığım bile var. Belki şu an aklıma gelmeyen eksiklikler de vardır. Yazdıklarım bile az değil aslında…

ÇALIŞAN KADIN KOCALARI İÇİN PRATİK YEMEKLER: 1

Bu hafta kolaylığı dolayısıyla değersiz olmasın cinsinden bir tarif ile başlayacağım. Çünkü bizim “çalışan kadın” ancak sebze yemeğini değerli görebilir yapım aşaması kolay olduğunda.
Üç – dört kişilik bir aileye zeytinyağlı pırasa yapmaya başlamak için pazardan, manavdan veya marketten beş altı tane etli (yani kalınca) pırasa almamız gerekiyor. Eğer evdeki havuç stokumuz tükenmişse, havucu da unutmayalım. – Zaten “çalışan kadın”ın evinde havuç tükenmez kış aylarında. – Evde birkaç kaşık zeytinyağı ve pirinç de varsa, malzememiz hazır demektir. Tuz ve şekeri listeye eklemeye bilmem gerek var mı?

Dört – beş havucu soyarak işe başlayabiliriz. Havuçlarımızı ince halkalar halinde doğrayınca tabanını kaplayacak kadar zeytinyağı döktüğümüz tenceremize boşaltabiliriz. Ben tencerenin derin değil de yayvan olmasına dikkat ediyorum. Havuçlarımız kısık ateşte kızarırken biz de daha önce yıkayıp temizlediğimiz pırasalarımızı ince halkalar halinde doğrayabiliriz. Yapraklı kısımları doğramanızı tavsiye etmem. Yemeğin tadını bozuyor sanırım.

Pırasa doğrarken ara sıra havuçları karıştırmayı unutmayalım. Doğradığımız pırasaları havuçlara ekledikten sonra tenceremizi bir karıştırıp tüm malzememizin üstüne çıkacak kadar su ilave ederek kaynayana kadar ocağımızı tam olarak açalım. Bu sırada yıkadığımız bir – iki yemek kaşığı pirincimizi yemeğe ekleyebiliriz. Bir kesme şekerini ve bir – bir buçuk tatlı kaşığı tuzumuzu da ilave etikten sonra kaynayan yemeğin altını kısıp kırk beş dakika kadar pişirmemiz “çalışan kadın”ımızın övgüsü için yeterli olacaktır. Eğer yemeği çok sulu sevmiyorsak kıvamı bulana kadar pişirme süresini uzatabiliriz. Ama kıvam tutturacağım derken tencerenin dibini tutturursak, “çalışan kadın”ımızın övgüsünü tencereyi güzelce yıkayıp ovaladıktan sonra işitebiliriz ancak.

KAFAMA TAKILAN

1- Dünyada en çok çalışan cins erkek olmasına rağmen “Dünya Çalışan Erkekler Günü”nün olmayışı nedendir? (1 Mayıs’ı söylemeyin, o tüm cinslerin işçi bayramıdır.)
2- Nil’in kıyısında eğlenmeye her erkeğin hakkı var mıdır?

Mehmet İDAREEDER
mehmet.idareeder@gmail.com

 


 

[1] Bu yazı, 08.03.2009 tarihinde www.calisankadinlar.com’da yayınlanmıştır.

Elmek: Elektronik posta

Münbit:Verimli,verimi bol. İnbat eden, ekini güzel yetiştiren.

Henüz yorum yapılmadı

Nis 13 2009

Resim Kum Adam
Kum Adam

Krizi özetleyen bir fıkra

Ekonomi, Gündem kategorisindeki yazılar

BEKÇİ
Patagonya’da devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak, bizim paramızla 500 TL maaşla, bir bekçi işe almaya karar verir.  
Bir süre sonra düşünülür ;    
‘’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’  
Bir planlama birimi kurulur ve planlamayı yapmak üzere, 750’şer TL maaşla, iki kişi işe alınır.    
Bir süre sonra
‘’İşleri yapıp  yapmadıklarını nasıl kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek, 1.000’er TL maaşla, iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar .  
Bir süre sonra
‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve 1.500’er TL maaşla, bir muhasebeci şefi, bir katip, bir de istatikçi işe alınır.    
Bir süre sonra ;
‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’ Diye düşünülür ve 5.000 TL maaşlı bir müdür ve 3.000’er TL maaşla iki de müdür yardımcısı işe alınır.

Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için bekçi işten çıkartılır…

 Fıkrayı Doğan Hocam göndermiş buradan sevgilerimi iletiyorum kendisine de…

Henüz yorum yapılmadı

Nis 13 2009

Resim Kum Adam
Kum Adam

Derbi manzaraları

Gündem, Spor kategorisindeki yazılar

Kırmızı kart olur mu olmaz mı sorusuna cevabınız evet ise tam 3.40 katı kazanacaktınız.  Böylesine gergin bir ortamda, hele hele sportif anlamda rekabeti genelleştirip kavgaya dövüşe götüren bir spor kültüründe yetiştirdiğimiz bu futbolcularla bir gecede sermayeyi 3′e katlamak işten bile değildi.

Rakip takım gol atar, yenilgiyi kabul edemezsin kavga çıkartır kart görürsün.

Fark yiyorsundur bahanen olsun ister kırmızı kartlar yüzünden fark yedik demek için kart görürsün.

Rakip oyuncu formdadır tutmaya çalışır beceremez kart görürsün.

Çok çalım yemişssindir ağrına gider hırs yaparsın kart görürsün.

Yıldız futbolcusundur ama seni 2 kişi sürekli marke eder. İstediklerini yapamayınca isyan eder kart görürsün.

Gol sevincini abartır kart görürsün.

Sakatlanmışsındır Teknik Direktörün  seni değiştirmiyordur ona kızar kart görürsün.

Taraftarlar sürekli sana küfür ediyorlardır dayanamaz oyunculardan birisine bulaşır kart görürsün.

Eski maçlardan kalan yarım hesaplar vardır kapatmak istersin kart görürsün.

Vakit geçirmek istiyorsundur oyunu soğutmak için kendine bir kurban seçer gerginlik yaratır  kart görürsün.

Maç 0-0 gidiyor ve her iki takıma da yaramıyordur toplanıp cümbür cemaat kart görürsün.

Sahada  Sabri, Lugano, Emre Aşık, Emre Belezoğlu, Volkan gibi  kart profesörleri vardır. Onlara bulaşır yine kart görürsün.

Kısacası kaçan balık büyük oldu. Nasıl düşünemedim ben bunları maçtan önce diye kendime kızıyorum.

Gerçekten rezil ettiniz bizi. Dünya derbisi denen maçta doğru düzgün gol pozisyonu bile yoktu.  Eğer dünya izlemişse ki hiç sanmıyorum trilyonluk reklam kampanyaları ile bile bu kötü  imaj 5 yıldan önce düzeltilemez.Değerli yöneticiler astronomik ücretlerle transfer ettiğiniz insanları  her koşulda desteklemeyin. Eğitim ve öğretim almalarını sağlayın. En azından sahada bari insan kalabilecek kadar rakibe, taraftara, kendilerine ve ülkeye saygıları olsun. Tüm bunları siz yarattınız unutmayın. Centilmenlik nedir bilmeden, kameraya oynayıp arka tarafta şişirerek siz yarattınız bu canavarları.Islah etmesini de siz becerin artık.

Birde o tribünlerde çatının üzerine çıkılınca yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya gelen  antika stadda maç oynatmayın.  Ali Sami Yen stadını zaten biliyoruz çatlakları var, olası bir depremde ilk yıkılacak yerlerden birisidir. Senenin sonunu parasızlıktan böyle getiriyorsunuz ama dün gece bir facia olsa nasıl kalkacaktınız bunun altından. Çöktü çökecek diye yüreğimiz ağzımızda izledik maçı.İnsanlar ananslara rağmen çatının üzerine toplanmış zıplıyorlardı resmen. Maça gitmekten son anda vazgeçmiş biri olarak iyi ki o çatının altındaki taraftarlardan değilim dedim.

Henüz yorum yapılmadı

Nis 13 2009

Resim Kum Adam
Kum Adam

Dikkat dikkat!

Genel, Gündem kategorisindeki yazılar

Ermenistan Devlet Başkanı kapalı sınırdan geçip maça gelecekmiş: Adam tarih verdi. Türkiye’nin Dünya Şampiyonası elemelerinde yapacağı futbol maçına sınırdan geçip geleceğini söyledi. Bildiğiniz üzere haritalarında hala bizim doğu Anadolu topraklarını kendi topraklarıymış gibi gösteren, Ağrı dağına kutsal bir anlam yükleyip geri alacakları günü sabırsızlıkla bekleyen, futbol federasyonunun ambleminde bile Ağrı dağı bulunan, anma günlerinde hep ay yıldızlı  bayrağımızı çiğneyip yakan, sahte ermeni soykırımı iddialarını ortaya atıp uluslararası platformalarda yasalaştırıp gizli emeller güden Ermenistan ile sınır kapılarımız  kapalıydı.Fakat bu sınırı biz Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesi sonucu kapatmıştık.Bu işgal bitmemesine rağmen sınırların yeniden açılma olasılığı biraz AB, biraz ABD baskısı yüzünden gündeme gelmektedir. İşin uçunda ABD gibi hem müttefik hem de büyük arabulucu! bir ülke varsa sınırların yakın zamanda açılacağını ufukta görmek çok zor değil. Fakat Azerbaycan’ın bu duruma sert tepkisini görmezden gelmememiz gerekiyor.Son derece tehlikeli bir siyasetin yapıldığı, bıcaksırtında olan bu çoğrafyada bir takım korkular mevcut. Yerel seçimlerde Ermeni sınırlarını DTP’nin alması da orada Kürt- Ermeni yapımı gizli bir koridorlaşma olabileceği olasılığını güçlendiriyor. Öte yandan ülkemize yönelik en büyük tehdit olan pkknın varlığını koruduğu IRAK sınırı ki doğrudan özerk kürt yönetimine açılmasına rağmen ticari kaygılar yüzünden kapatılamamaktadır.  Bu örnekle Ermenistan ile sınır kapısının açılması çok da yıkıcı etkiler bulmayabilir fakat burada  iyi tasarlanması gereken Azerilerle olan ilişkilerimizdir.Bir diğer önemli nokta ise sınır kapılarını şartsız açarak verilecek bu önemli tavizin kolay kolay geri alınamayacağı  gerçeğidir.Uluslararası kamuoyu böyle bir durumda bizi düşmanlıkla suçlayacak ve bu kapıyı bizim açtığımız gerçeğini kısa zaman içinde kolayca unutacaktır.

Kısacası sakıncalı şeyler okadar da çok değil, açılan kapılara inat kapanabilecek eski kapılarımızı saymazsak.

Henüz yorum yapılmadı

Eski yazılar »

Istatistikler
Clicky Web Analytics