Tem 06 2008
Euro 2008 Günlüğü 2
Geri dönüşlerin Kralı Türkiye şampiyonada yarı final oynadı. Kimileri Türkiyenin maçlarını ne kadar çok izlersem o kadar çok az bilgiye sahip oluyorum dedi, kimileri futbol dışı mucizeler dedi, kimileri ustaca çalışılmış ve hak edilmiş bir başarıydı dedi. Gerçekten de sarstık Avrupayı ama bence bu kupayı almalıydık. Bu kadar da yaklaşmışken, tam da 4 dakika daha dayanıp maçı uzatmalara götürecekken golü yedik. Almanya maçına üzülmemek elde değildi. Kılıç kullananlar kılıçla ölür derler ya son dakikada zafer turu atan takımımızın bu kez son dakika kabusuyla bitti turnuva. Futbol intikamını aldı sanırım. Rüştünün hatalı çıkışları ve yan topları Volkanın ne kadar iyi bir kaleci olduğunu gösterdi bizlere. Ama onunda sıkı bir rehabilitasyondan geçmesi ve psikolojik sorunlarını yenmesi gerekiyor. Son dakikada kırmızı kart görmek, maçta sinirlerine hakim olamamak, tahriklere kolay kapılmak ya da oyuna dahil olmak hatta aktör olmak gibi bir takıntısı olmasa kalemiz emin ellerde diyeceğim. Ama Rüştü’nün profesyonelliği Volkan’ın yetenekleriyle birleşirse ancak bunu demek mümkün olacak.İpten dönenler diye bir yazı yazsak, İsviçre macının son dakikasıyla ipten dönen ve bu son dakikaların büyüsüyle kariyerine kariyer katan İmparatorun yanına, son dakikada basit ve gereksiz kart gören Volkan’ı rahatlıkla ekleyebiliriz.O futbol tanrısı bizimle olmasaydı bugün 2 kişi Türk halkı tarafından idam edilecekti. Bugün ise -bunlardan ders almışlardır umarım- gururla dolaşıyorlar.
Kim ne derse desin ben herhangi bir golcüden ziyade Hakan Şükür’ün eksikliğini hep hissettim. Kupayı ise yine böyle radikal bir karara imza atan Aragonesin takımı İspanya aldı. Aragones Raul’u kadroya çağırmayarak İspanyayı sarsmıştı ve görevi bırakması yönünde bir baskı da mevcuttu. O şükür ki kupayı da İspanya’ya hediye ederek Fenerbahçe’ye geldi.
Düşünün Avrupa Şampiyonu takımın Teknik direktörü Türkiye’de. Ülkemiz adına gurur verici ve sevindiri bir olay. Aragones daima çalışmayı ilke edinmiş, genelde kalabalık orta saha ve tek forvet oynamayı seven, eleştirilerle beslelen bilge bir adam. Ülkesinde dede lakabıyla anılan bu insan şeker mi şeker biri. Klübün maskotu olabilecek kadar sempatik geliyor bana. Bazıları içinse büyük gözlükleri ile Amerikan filmlerinden çıkmış, psikopat tipli ve ilk bakışta ürkütücü gelebilir ama zamanla çok sevileceğini düşünüyorum. Geçen yıl Avrupa Basketbol şampiyonu Rusya’nın koçu David Blatt’ de şampiyona sonunda Efes Pilsene transfer olmuş ama başarısız olmuştu. Dilerim bu şampiyon aynı sonu paylaşmaz.
Çılız futbol oynuyor ve yalancı baharı yaşıyor dediğimiz İspanya bizi yanılttı ve kupayı aldı. Oysa 40 yıldır Uluslararası turnuvalarda başarı gösterememiş koca bir hayal kırıklığı olarak göze çarpıyordu İspanya.Avrupa şampiyonalarında Rusyayı farklı geçmesi ise daha önce bu turnuvada 2 farklı galibiyeti olmayan İspanyanın yükselişini yalancı bahar olarak değerlendirmemize yol açmıştı. Hak ederek, oynayarak kupayı aldılar.
Romanya’da Mutu o penaltıyı atsa son dünya şampiyonu İtalya daha erken evine dönecekti. Yunanistan beklenildiği gibi sıfır çekti. İlk Rusya- İspanya maçı öyle bir maçtı ki Rusya tam atacak derken İspanya gol buluyordu. Dedik ispanya tökezleyecek ama yalancı baharı yaşayan meğer İspanya değil Hollandaymış. Hollandaya Rusyanın taktığı çelme uzun süre konuşulacaktır. Ayrıca gol kaçırma rekoru kırmalarını da anlamak mümkün değil. O kadar pozisyona girip o kadar az gol atmakda ayrı bir beceri.
Turnuvanın en akılda kalan kısmı ise gollerden sonra Federasyon Başkanı Hasan Doğan’ın ilk olarak yanında oturan Cumhurbaşkanımız yerine arkasında oturan eşine sarılmasıydı. Buna da bir parağrafta deyinmeyi ve ailenin insan hayatında ne denli önemli olduğunu vurgulamayı düşünmüştüm. Zira her gol sonrası Cumhurbaşkanı da Hasan Doğan da ayağa fırladılar. Hasan Doğan hemen arkasındaki eşine uzun süre sarılırken, Abdullah Gül ise sıranın kendisine gelmesini için Hasan Doğanın omzuna vuruyordu. Bu gerçekten de güzel bir andı. Herkesin çocuklar gibi sevinişi ne protokolü ne makamı hatırlatıyordu. İnsanların seviçten uçtukları o an ve ait oldukları yere, sevdiklerine, belki de refleks olarak eşine koştukları an.Bu anı televizyonlar da ekranlarına taşıyarak ölümsüzleştirdiler. Oysa insan fani varlık, ne zaman nerede başımıza ne geleceğini bilmeden hayatta mücadelemizi sürdürüyoruz. Geçirdiği ani kalp krizi sonrası yaşamını yitiren o Federasyon başkanımız artık aramızda yok. Ne acı ki maçlardan sonra mikrofona buna kalp dayanmaz diyen, bu maçta kalp krizi geçirmediyse insan, başka zaman geçirmez herhalde diyen insandı. Allah rahmet eylesin ve mekanı cennet olsun derken hoş bir seda olarak kalacak artık hafızalarımızda o sevinç gürüntüleri..

