'Genel' kategorisinin arşivi

Ağu 01 2010

Resim Kum Adam
Kum Adam

Kit’lerden zarar ettireni hapse atalım!

Ekonomi, Genel, Gündem kategorisindeki yazılar

Hayır. Hayır. Hayır. Referanduma tabiki evet diyemiyorum. Hep darbe anayasası ile demokrasi anayasası farkına dikkat çekip popülist söylemler üreterek siyasetcilerimiz konuşuyorlar. Darbeleri yapanlardan hesap sorulacakmış. Kürsüden bile ağladılar 30 yıl önce olanlar için. Dahası var 25 öyküyle 25 insan portresi çizilecek ve referanduma evet denilmesi istenecekmiş halktan. 

Hep bir sidik yarışı durumu var muhalefet ile hükümet arasında ve iş en sonunda santimetre kavgasına kadar geldi. Kalitesiz siyaset, çözümden uzak, gerçeklerimizden uzak bir siyaset anlayışı.  Malesef ülkemizde siyaset denince akla gelen ilk şeyi yapmaya çalışıyor herkes. Sadece konuşuyorlar.  Dinleyenler inananlar da var elbet ama  “Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz” demeyi bilmek gerek. Benim için buraya kadar bir sakıncası yok elbette ama benim anayasa değişikliğinden beklentilerim farklı.  “Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın” yürü be oğlum kim tutar seni diyerek gemilerini  karadan karadan bir gecede kaydıranların yargılanmasını bekliyorum ben.

Sürekli geçmişte yaşanan acılardan dem vurup bir hesaplaşma ortamı yaratılmaya çalışılırken acaba yakın geçmişte bankaları hortumlayanlar, devleti kamu ihalelerinde göz göre göre zarar ettirenler, devlet imkanlarını ve kaynaklarını yakınlarına peşkeş çekenlerden ne zaman hesap sorulacak?  Yeni yeni şirketler kurulup yandaş olanlar piyasa değerini katlarken, gümrük kanunlarıyla, tuhaf vergilendirme uygulamalarıyla gerektiğinde kanun ya da kararnameler çıkartılarak kimler neden ödüllendirilip ayrıcalıklı hale getirildi?   Seçim meydanlarında sözlerinin verilip hiç tutulmadığı milletvekili dokunulmazlıkları ne zaman kalkacak?  Hep geçmişle uğraşırsak aynaya ne zaman dönüp bakacağız?  

 Bu ülke ipe un serenleri de görüp baş tacı etti diye,  Nasrettin Hoca’ya özenip un akıtanları gördük . Oluk oluk akıtırken unlarına suları ve genç girşimci damatları ve çocukları her birşeyin patentini alırverirken mevcut anayasa koruyordu onları.  Birileri çıkıp burası özgür bir ülke, burada köklü bir demokrasi var, herkes  birey olarak mevcut sistemde anayasamıza uygun hareket ettiği sürece  dilediği markayı tescil edebilir, alıp satabilir derken  özgürdük de şimdi neden beğenilmiyor aynı anayasa?  

Bir takım kodamanların yargılanamadığını, nereyi soyarlarsa soysunlar kanunların ve devletin güçünün bu insanlara yetmediğini görüyoruz. İşin daha da garibi, siyaset artık yalan söylediğinde yüzleri kızarmayan,aymaz bir pişkinlikle yavuz hırsız  olan bir takım insanlarca yapılıyor. Aslında nasıl bir anayasa olursa olsun kötü amaçlı bireylerin ellerinde o anayasa eşsiz bir silaha dönüşecek ve yine soyulacağız. 

Bilmemiz gereken şey şu ki; bu işin iki ayağı var. Hukuk ve ahlak. Bizim ikinci ayağımız topal olduğundan hukuk sistemimiz ne kadar gelişirse gelişsin mutlaka ahlaki eksiklikler  birgün hak ve hukukun  önüne geçecek. Herşeyi anayasalarda yazmamız mümkün değil. Biliyoruz ki uygar batı dediğimiz çoğu Avrupa ülkesinin bizden çok daha sade ve basit anayasaları olmasına rağmen hukuk sistemleri dimdik ayakta ve sorunsuz işleyebilmektedir. Yazılı hale gelince olay bitecek sanıyoruz fakat hep bir yazılamayan da olacaktır.  Olay var olanın yorumlanmasında biter. Kötü niyetli biri eğer ahlaksızsa ne yazarsan yaz orda yazılı olmayan birşeylerle gelecektir sana.

   Meşhur örnek Japonya’dır. Japonya’nın anayasası değil siyaset ahlakı farklıdır bizden.  Bir devlet adamının ufacık bir yolsuzluğu ortaya çıksa etik olarak hemen istifa eder ve halktan özür diler bizdeki gibi pişkinlik yapıp koltuklara yapışmaz. Bizim ülkemizde birşey çalınmış ve şuç sabit diyelim ki; ama yapan bir türlü ortaya çıkarılamaz, çıkarılsa bile örtbas edilir, yargılanamaz.  yargılandı diyelim o yasalar bir yerde tersten okutulup mutlak bir boşluk bulunur. Ceza verilemez.

Aslında belki de halkın kınaması daha etkili olabilir bu tip insanları. Oysa ülkemizde halk somut tepkiler veremiyor bu insanların hilelerine, güçlü reflekslerimiz yok belki de, kaval çalıyorlar,maval atıyolar biz de sürüyle birlikte otlamaya devam ediyoruz.

 Kimi devlet parasıyla 1000 ülke gezecek, kimi yurtdışında otellerde sevgililerini ağırlayacak devlet bütçesinden, kimi devlet ihalesiyle 3 kuruşa aldığı fabrikayı anında 100 kuruşa satacak ve kimse bu düzene ses çıkartmayacak?  yeni anayasada devlet malını usulsüz kullandığı tespit edilen yönetici veya kurumlara ne gibi yaptırımlar olacak? Banka hortumlayanlar kaç yıl hapis yatacak? Var mı böyle düzenlemeler? Benim bildiğim yok. O zaman benim bu anayasaya verilecek bir evet oyum da yok.
 
 Bu anayasa düzenlemesiyle devletin göz göre göre zarar etmesine neden olan KİT satışlarına izin veren yetkililer de yargılanacak mı?  Bu anayasa ile ihaleleri yönetenler,düzenleyenler, eğer suçları sabitlenirse tek tek cezalandırılacaklar mı?

2 yorum yapıldı

Tem 31 2010

Resim Kum Adam
Kum Adam

Arapça bilen polis aranıyor: I know you’re lying

Genel, Gündem kategorisindeki yazılar

Geçenlerde bir haber okudum. Arap ülkelerinin vatandaşlarının Antep, Şanlıurfa, Hatay gibi sınır kentlerimize ilgisi çok yoğunmuş. Yeni bir cazibe ve ticaret merkezi oluyormuş buralar. Özellikle Suriye ile vizelerin kalkmasından sonra yabancı akınına uğrayan bu yerlerde güvenli yol projesi kapsamında yol kenarındaki işaret ve bilgilendirici tabelaların Arapça  olması çalışmaları yapılıyormuş.

Bu haberin devamında şöyle deniliyor; emniyete arapça bilen yeni personel alımları yapılacak ve bu şehir merkezlerinde görev yapan polisin arapça bilmesine öncelik verilecek. Bakın buraya çok dikkat, İngilizce İspanyolca Almanca değil Arapçadan bahsediyoruz. Dünyanın evrensel dili İngilizce demiyoruz, 3-5 kişi geldi diye yalandan çok güzel projeler başlatıp bi güzel göz boyuyoruz. Her yol imam hatiplilere çıkıyor.

Milyonlarca iyi üniversiteleri bitirmiş genç, kpss peşinde koşarken hükümet  her yıl binlerce imam, binlerce din kültürü öğretmeni aldı  bu da yetmiyormuş gibi şimdi ilahiyat mezunlarına yeni kapılar aralamaya devam ediyor. Tekrar hatırlatalım, milli eğitimde yıllardır fizik,kimya matematik öğretmenleri, yani liselerin omurgasını oluşturan bilimin temel derslerine girecek kadroya alınan branş öğretmenlerinin sayısı bir elin parmaklarını geçmezken, her atama döneminde  binlerce din kültürü öğretmeni alındı.

Polislik için de arapça bilmek ön şart olmuşsa ülkemizde basit bir eksen kaymasından söz etmek yanlış olur, bizim çivimiz çıkmış farkında değiliz. Ülkemizi götürüp arap yarımadasında bir yere zımbalayacaklar anlaşılan.
 Minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor, Güvenli yol projesiymiş, sen daha sınırlarımızdan sızıp mehmetçiğe kurşun sıkanları engelleyemezken, sen daha istiklalde yürüyen turiste tacizi engelleyemezken Arap kardeşlerimize Arapça bilen polis alımı yaparak hangi güvenli yolu oluşturacaksın?  Ne kadar yaratıcı ve ince düşünülmüş fikirler bunlar. Tebrik etmek gerek fakat ben biraz kalın kafalıyım da. Elimde olmadan kafama bazı sorular takılıveriyor, af buyurun lütfen .

Anlamadığım şey şu; neden polis?  Madem ticaret hacmi artıyor, madem cazibe merkezi oldu bu şehirler, o Arapça bilenlerler esnaf olsalar ya oralarda. Madem talep var arapça bilen garson, tezgahtar, büfeci, otobüs şöförü filan olabilirler pekala kendi çabalarıyla değil mi? Bu şanslı elemanlar neden illa  hükümet eliyle polis olacaklar? Emniyette kadrolaşmaya mı imkan verecek tüm bu uyduruk projeler? Yandaş insanlar uzun vadeli iş sahibi yapılırken milyonlarca okuyup dirsek çürüten genç işsiz mi kalacak?

 Geçiniz diyorum geçiniz bunları bir kaç arap geldi diye şehir merkezlerini arapça bilen polislerle donatmak hangi zihniyetin fikri olabilir anlamadık mı ALLAH AŞKINA?

Henüz yorum yapılmadı

Tem 15 2010

Resim lemoon
lemoon

Limon abi de ahtapot Paul’e karşı

Genel, Gündem, Spor kategorisindeki yazılar

Zevksiz ve sönük geçen bir dünya kupasının ardından aklımızda iki şey kaldı. İlki vuvuzela, ikincisi ise bir ahtapot..

İlki berbat bir ses çıkartsa da ikincisi kadar yankı bulmadı futbolseverler arasında.. 

 Bizim köşedeki iddia bayinin önünde ne cevherler harcanıp gidedursun paşanın keyfince yaptığı tahminler bir çok ülkeden canlı yayınlandı. Vuvuzelaya çare bulmakta zorlandı dünyanın teknolojisi, günlerdir kulaklarımızı sağır eden uğultu ile maçlar izledik. Ahtapotu ise şişirdiler şişirdiler neredeyse ülke yönetimlerini bile teslim edecekleri büyük bir otorite yapıverdiler kimse farketmeden.   

Benim korkum  zurnalar zırt derse. Derbi maçlarda taraftarlara bedava dağıtılırsa? Eğer bu vuvuzela denen üfürükten alet ülkemizdeki tribünlere kadar girerse Bando-Eses’in kıymetini biz ozaman çok daha iyi anlayacağız.

  Gelelim şu ahtapota.. 8 beyni, 12 kolu mu var bilemem ama bizim Hıncal zeki adamdır, onu bilirim.  Bir ropörtajında ahtopot paul’ün sahibinin zekiliğine işaret etmiş haklı olarak. Sonuçta bu ahtapotu yönlendirmek bakıcısı için çocuk oyuncağı olmalı. Vardır bunun bir huyu suyu. Sevdiği bir şey vardır mesela. Bakıcısı o sevdiği şeyden koyuyordur seçilmesini istediği kutuya..  Gözle görülür birşey olmasa da o sevdiği şeyin kokusunu sürüyordur kutuya belki de.. Kutuların hazırlanış aşamalarını hiç izlemedim ben ama ahtopottan daha iyi bilirim futbolu..

 

Bir diğer olasılık da ahtopotun renklere nasıl tepki verdiği. Belki ispanya bayrağında bulunan renkler onun favori renkleridir. Nasıl boğalar kırmızı pelerini görüyorlar sadece, bu ahtopotunda vardır elbet bir renk sıralaması.. 

Fakat güzel olan sahibinin herşeyi aşama aşama tertipleyip bir dünya starı yaratmayı başarmış olmasıdır. Bu ahtapot dünyanın parasına yön verecek bir sonraki kupada.

Malum Jennifer Lopez Kıbrıs’a konser vermeye Rum Lobisi yüzünden gelmedi. 

Milyonlarca mail atalım, protesto edelim, filmini izlemeyelim diyeceğimize sakince düşünüp Ahtapot Paul’ü açılışta kumar oyanamaya davet etsek ya?  Artık o ahtapotta Jennifer kadar ünlü bir dünya starı ve Kıbrıs’ın kumarhanelerini, eğlence mekanlarını en güzel o yansıtır.

Bir düşünün Kahin Ahtapot Kıbrıs’ta şansını denerken görüntülense neler olur acaba?

Henüz yorum yapılmadı

Haz 27 2010

Resim Kum Adam
Kum Adam

Dikkat çekenler

Bilgisayar, Genel, Gündem kategorisindeki yazılar

GOOGLE MEYDAN OKUYORSA

Bizimkiler sessiz kalsa da Google ülkemize meydan okuyor.Youtube meydan okuyor. Biz daha 10 zararlı videoyu yayından  kaldırtamazken Almanya yüzlerce zararlı bulduğu videoyu youtubetan kaldırtabiliyor.

Aslında ülkemizde Google yasağı yok sadece Google’ın yasaklı youtube İP’lerini google uygulamaları için kullanma girişimi var. Bu şirket bunu devlet yetkililerinin ip’leri ayırmasını özellikle istemesine rağmen bile bile yaparak ülkemizde bazı Google hizmetlerini aksatmış ve vatandaşlar Google yasaklandı sanıp sansürcü devlet politikalarını eleştirmeyi seçmişti.

 Ülkemizde temsilcilik ya da şube açmayarak yetkililerimizle işbirliği yapmaktan kaçınan, vergi ödemekten kaçınan bu dünya devi sanal şirket ülkemizdeki hukuk kurallarına uymayı kendine bir görev edinmelidir diye düşündüğümden eğer durum böyleyse ben bu yasağı destekliyorum.

Alternatif arama motorları kullanırız. Bunun için öz kaynaklarımıza yönelip kendi alternatiflerimizi yaratacağız diyen devlet yetkililerine hayran olurum bunu yaparlarsa fakat havada kalmasın. Tam zamanıdır devlet destekli video yayınlama sitesi ya da ulusal arama motorumuzu piyasaya sürmenin.  Yok mudur Pardus gibi bir tübitak projesi bu konuda?  Yok öyle bir planımız bizi aşar diyorsanız; özel sektörü destekleyin derim. Yok onu da yapmayacaksınız sizinle iş birliği yapan, size vergi vermeyi kabul eden, yasalarımıza saygılı, isteklerinizi gözeten arama motorlarını vatandaşa listeleyin bi zahmet.. Konuşun, şeffaf olun ki biz de bilelim neler oluyor orada?

MAVİ MARMARA ŞİMDİ NEREDE?

Mavi Marmara nerede? El konulan diğer gemiler nerede? İçindekiler nerede? Neden bunları kimse sormuyor merak ediyorum?  Amaç yardım götürmekse yardım malzemelerinin akibetiyle ilgilenmez mi insan biraz olsun? Somalili korsanlar tarafından soyulan gemiler kadar peşine düşemiyor kimse bu gemilerin ve içindekilerin? Neden?

OTOBÜS DURAKLARI TRAFİK IŞIKLARINDAN SONRA OLMALI

İETT otobüs durağı ışığın hemen önünde ise ve yeşil yanarken otobüsünüz gelmişse uçarak binmek zorunda kalabilirsiniz. İnmeye çalışan yaşlı insanları gördükce duyarsızlaştık mı ne diyorum hep kendi kendime. Bu insanlardan bile şehrin hızına insanların bencilliğine ayak uydurmalarını beklemek ne kadar doğru olabilir. Onların zamanında elbette otobüs şöförleri müşteri toplayabilmek için aksaray aksaray diye bağırmak zorundaydı fakat şimdi dev bir karınca sürüsü gibi biri binen biri inen başdöndürücü bir talanı yaşıyoruz.

Alın şu durakları ışıklardan hemen sonraya. Işığın tam önünde durak olmamalı. Bunu yapan zihniyet hiç otobüse binmiyor mu Allah aşkına. Kırmızı yanacak korkusuyla şöför hafif hafif ara gazı yedirirken mi bineceğiz hep. Kimse kapılardan sıkışmaz, otobüsün hareketlendiğini gören yolcular birbirini itekleyerek kendini içeri atmaya çalışmazlar. Çok mu zor bunu bilmek ya da gözlemlemek?

EFSANE GERİ DÖNDÜ AMA BU YÜZEN EVİ YÜZDÜRMÜYORLAR

Fatih Çekirge Hürriyet’te güzel yazmış, Denizkondu adını verdikleri bu yüzen ev bu  defa Marmaris koylarına dadanmış. Neyse ki, Çevre Bakanlığı duyarlıymış ve müdahale etmiş. Ve nihayet denizkondunun sahibi “Satacağım” diyerek işgal inadından vazgeçmiş.Fatih Beye sormuşlar sahibi ile hesabın mı var diye?
Şu cevabı vermiş;

Hayır kendisini bir kez bile görmedim. Ama ben, yunusları tanırım. Gece yıldızlara dokunan yakamozları bilirim.
Bağlandığı halatlarıyla kuruttuğu çamları severim…
Lacivert bir denizde, metrelerce aşağıda eşelenen pavuryaları tanırım.
Benim hesabım onlarla… Yalnızca deniz, rüzgâr ve çevre var o hesapta..”

Şöyle ilk bakışta bu çevreci yaklaşım mantıklı gelse de henüz ortada kazanılmış bir zafer yok. Sahibi sadece satacağım demiş imha edeceğim dememiş. Bu durumda o yüzen ev yurt dışında bir yere satılmadığı sürece başka birisinin himayesinde yine Türkiye sahillerinde boy gösterecek. Aynı duyarlılığı ozaman da gösterip bu yatın karşısında olacak mı kendisi bunu gerçekten merak ediyorum. Yoksa bu yatın yeni sahibine göre değişecek mi Fatih Bey’in tepkileri hep birlikte göreceğiz.

 Yatın bağlandığı çam ağaçlarını “iyi bilip” kuruyacaklar diye içlenen Fatih Çekirge’ye bir de İngiliz petrol şirketi BP’nin yaptığı ihmalle dünyanın gelmiş geçmiş en büyük felaketine sebep olduğu, kuyudaki çökme nedeniyle hergün binlerce varil  petrolün okyanuslara sızmasına sebebiyet verdiği bu büyük çevre felaketini neden yazmadığını sormak gerek.  Üstelik bu BP şirketinin CEO’sunun yüzsüzlük yapıp bir de yat yarışlarına katıldığının  görüntülenmesine rağmen.

 Bir yüzen sal için yazdıklarını görünce sanki salın yunus avlayan bir gemi olduğunu, ya da ormana dalıp testereleriyle bütün ağaçları kestiğini düşünmeye başladım.  Ne alakası varsa yakamozla yıldızla pavurya ile bu salın. El insaf yani çevreciliğin bu kadarı:) Günde 60bin varil okyanuslara sızan petrol mü yoksa sıradan, tek kusurunun yüzmesi olan basit bir gecekondu sal mı zarar verir senin iyi bildiğin pavuryalara, yunuslara, yakamozlara bir düşün istersen?

 Global düşünelim, geniş açıdan dünyaya bakalım diyoruz ama siz ve sizin gibiler hep önümüzde duruyorlar malesef maksatlı yazılarınızla gölge oluyorsunuz, güneşi göremiyoruz, çıkarttığınız yaygaralardan, yarattığınız polemiklerden birbirimizi duyamıyoruz. Terör yazılarınıza ayrı bir yazımda değineceğim…

Henüz yorum yapılmadı

Haz 03 2010

Resim Kum Adam
Kum Adam

Kör dövüşü mü satranç mı? Türkiye- İsrail

Genel, Gündem kategorisindeki yazılar

 Ve israilin insani yardım gemilerine düzenlediği silahlı saldırının ardından sis perdesi yavaş yavaş aralanırken israil’den komik savunmalar dinledik. Uluslararası sularda bir gemiye gece yarısı askeri operasyon düzenleyip ilk onlar saldırdı gibi basit bahanelerin arkasına sığınma çalışmaları büyük tepki toplarken İsrail’in kendini savunduğu görüntüler de büyük polemik yarattı dünyada. Elbette uluslararası sularda silahsız insanlara ateş açıp insanları öldürmek izah edilemeyecek kadar büyük bir stratejik  hatadır İsrail adına. 

 Tüm bu yaşanan acı olaylardan sonra Türkiye’nin takınacağı tavır merakla beklenirken bakın biz neler yaptık.

 

70 milyonun onurunu ayaklar altına almadan önce 70 milyon kere düşünmek  o koltuğun hakkını vermek için ilk şart bana göre. Ne acı ki ülkeyi yönetmek için sadece esip gürlemek malesef Türkiye’de hala rağbet görebiliyor.  Diplomasıiyi meydanlarda halka hareretli konuşmalar yapmakla karıştıranlar da var. Bu bile iç  politikada siyaset malzemesi yapılıyor. Mangalda kül bırakmayanların ipleri ABD’nin elinde malesef. Bunu gördüm.

Bülent Arınç ilk açıklamaları bir başka hayal kırıklığı yarattı zihnimde. Başbakan ve Genelkurmay Başkanı uluslararası temaslar için yurt dışında ve söz hakkı o an sende. Yuvarlak cevaplar vermeni  beklerken, olaylardan büyük endişe ve üzüntü duyulduğunu, vatandaşlarımızın haklarının sonuna kadar aranacağını söyleyebilecekken o insanların oraya sivil insiyatifle gittiğini ve  savaşmayacağımızı sıcağı sıcağına neden söylüyorsun.   Siyaset erkanımızın acemiliğine de verebiliriz fakat anlamakta zorluk çektiğim noktalar var. Susup beklemek varken alelacele bir kararla  başkabakanın en son söyleyeceği şeyi en baştan söylemekle, “bunun için savaşacak değiliz” diyerek neden büyük bir korkaklık örneği gösterilir anlamadım. Oysa susmak bile İsrail üzerindeki kamuoyu baskısını artırırken ve diğer devletlerin gözlerini  üzerimize çevirmesine yol açmışken,  söylenebilecek en kötü cümleleri kurup  kahraman olduğunu sanmakta neyin nesiydi Allah Aşkına.  Bu kriz yönetiminde ilk açıklamanın bu denli anlamsız ve komik  olmasını da sindirebilmek zor.Kendi şahsi fikrini değil orda ülkenin onurlu duruşunu göstereksin. Madem diplomatik hamleler yapacaksın, hukuk çerçevesi içinde satranç oynamayı seçiyorsun o halde gemilerin hemen serbest bırakılmasını vatandaşlarımıza kötü muamele yapılmamasını iste. Tam köşeye  sıkıştırmışken hiç ama hiç olmadı bu. Gazze olayına dünyanın dikkatini çekip  düşünmeye sevketmek istiyoruz, madem o an madur biziz ve gözdağı vermemiz gerekiyor. Bunu bu cümlelerle yapamayacağımızı  çocukları bile kendimize güldürürek göstermiş olduk.

 

Tepkinin sert olması gereken yerde çok yumuşak olması, gün geçtikce giderek yumuşaması gereken yerde Tayyip Erdoğan’nın dozajını  artırması açıkca gösteriyor ki meseleye sadece iç politika malzemesi olarak bakılmaktadır.  Aman bu krizden oy kaybı yaşayarak çıkar mıyız, aman ülke insanının tepkisini çekermiyiz korkusuyla davranılması son derece yanlıştır.

 

Ekte linkini verdiğim yazıyı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlamış olacaksınız. Yazı İsrailde günlük gazetelerinin birinde yazılmış. Şimdi sakin olalım Türkiye yönetimi vatandaşlarına şirin gözükmek için esip gürlesin  yeri geldiğinde Türkiye’ye haddini bildirmek için sandelyelerinin boyunu  5cm daha kısaltırız diyor özetle. Onları böyle ara ara bize ince ayar vermeye kim alıştırdı dersiniz?

 

 Sahi büyükelçinin sandalyesinin boyunu kısaltan da onlardı değil mi! Kuzey Irakta  askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde onuru zedelenen ülke yine  bizdik değil mi! ABD ile Akdeniz’de ortak tatbikat yaparken  gemisi yanlışlıkla ABD tarafından vurulan da bizdik öyle değil mi? TBMM’den incirlik üssü için izin verilmediğinde ABD uçaklarının PKK’ya destek olsun diye Kuzey Irak’a yardım malzemesi ve silah  attığına dair delillerimiz de oldu mu? Patlayan bombalarda, askerlerimize mermi sıkılan silahlarda hep İsrail ve ABD imzası buluyorduk hani sorabildik mi hesaplarını.

 

Gözbebeğimiz ordumuza böyle zamanlarda  daha çok gereksinim duyuyoruz,  nöbet değişimi sırasıdan kalleşce sırtımızdan vuracaklar ve biz hep susuyorsak, daha o gün 7 askerimiz şehit olmuşsa ve 30 yılda 30bin askerimiz şehit olmuşsa terör yüzünden ve biz buna çare olamamıyorsak, Mavi Marmara’da  hayatını kaybeden 9 kişiye Allahtan rahmet dilemekten başka ne yapabiliriz.  Bu yaşanan olaylar yanıltmasın bizleri. Savaşta ve barışta gözümüz gibi kollamalıyız ordumuzu. Çünkü böyle küheylan edasıyla diklenen ülkelere karşı ordumuz bir caydırıcı güç unsuru olduğu için diplomasi yapabiliyoruz. Fakat yine de yapmayacağımız blöflerle kendimizi komik durumlara düşürmeyelim, sert açıklamalar yapmamız bizi sadece laf üreten bir ülke konumuna da getirecek korkarım ki. 

Sahi bize yardım olsun diye mi ülkelerinden kilometrelerce ötede İsrail uçakları gelip Kuzey Irak sınırında hava sahamızı işgal ederek  defalarca uçtular son yıllarda.  Ne amaçları ne çıkarları vardı ülkelerinden kilometrelerce ötesinde hemde bizim bile karda kışta bir haftalık PKK operasyonu  yapabilmek için kapı kapı dolaştığımız yasak bölgelerde? Düşünmemiz sorgulamamız gerekir. Şişli Adliyesinde  Netanyahu’yu sorgulayacağımıza ABD ve İsrail’in Ortadoğu planlarını sorgulamamız gerekir. İran’a neden bu kadar diş bilediklerini sorgulamamız gerekir. Bilmiyorsak Ortadoğu emellerini kanki değil dış kapının mandalıyız. Onların ikisi kanki almıyorlar bizi aralarına demek ki. Alıp misketlerimizi gidelim aralarından.

Artık öyle bir hal almışız ki açıklama yapmadan önce diplomasi trafiği diye elimize konuşma metni vermedikleri kalmış. Yok Başbakan böyle diyecekti şu araya girdi, yok BM sekreteri telefonla arayıp konuşmaları yumuşattı, yok Hilary Clinton telefonda Davutoğluna sabır diledi.

 

Yok şu ülke kınamadı bu alkışladı bu sırıttı, Davutoğlu bunun karşılığı bunu söylemedik dedi gibi haberlerle günü geçireceğimize aptallık denizinde kim yüzüyor bakmamız gerek olaylara..

 

6 milyon nüfusları  var  ama çalışıyor adamlar helal olsun diyeceğiz. Hem zenginler hem zekiler, dünyayı yönetiyor üstüne gerektiğinde meydan okuyorlar diyeceğiz. Hem davaları için kamuoyu oluşturuyorlar hem asker oluyorlar, hem mühendis hem elçi hem diktatör. Böyle anlatılınca dünyada yaşayan  6 milyar insanın yarısı yahudi sanıyor insan. Nasıl bir propaganda güçüdür diye takdir edeceğiz onları hep. Nasıl bir orduları varki bizimkiler askerlik yapmamak için türlü türlü dümenler çevirirken onlar 6  milyon insandan 150bin kişilik bir ordu kurabiliyorlar. Hem de kadınlara erkeklere  3er  yıl askerlik yaptırıyorlar diyeceğiz.  Bizim şeker fabrikası kooperatifinde 5 milyon insan çıkar,ÖSS ve SBS sınavına girenlerin toplamı hepi topu öyle değl mi?  İstanbul’un yarısı sadece arkadaşlar tüm dünyaya kök söktüren bu ülke. Neden verilemiyor cezası peki?  Bir diğer kanki Berlusconi’nin ülkesi bile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin israil’e kınama cezası vermesini reddetmiş. Vekilleri bile  gemide olan Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkeleri Japonya ile birlikte çekimser oy kullanmış. Bu ne perhiz ne lahana turşusu anlamak mümkün değil.

Uluslararası alanda dediklerini yapan, bizimkiler gibi kurusıkı atmayan bir ülke olduklarını gösterdiler mi  herkese?  Olabilir ama yine de kendimizi frenlemek en iyi çözüm olsa gerek.Öfke ile davranıp olaylara şiddet ile yaklaşmaktansa durmamız gereken yeri farkedelim.

 Sonuç olarak bu kör dövüşü yüzünden bizi aptal bir savaşa sokamayacaksınız . Boşu boşuna sert açıklamalar yapmanın da gereği yok.  Savaşmayacağız. Bu ülke insanını bile bile provakasyonlara  alet etmeyeceğiz. İntikam duygusuyla değil  aklımızla hareket edeceğiz.  İnsanımızın değerli olduğunu, askerimizin değerli olduğunu bir türlü anlatamadık ama bu olay Gazze için bir kapı aralayacaktır mutlaka. Ne yapabilir Türkiye bunu da başka bir yazıya bırakalım.

Henüz yorum yapılmadı

Eski yazılar »

Istatistikler
Clicky Web Analytics